Hoş Geldiniz

Bu sayfada, fotoğraflarımı, gezi notlarımı, ayrıca ilgi duyduğum, araştırdığım ve derlediğim, fotoğraf konusundaki bazı bilgileri bulacaksınız. Umarım beğenirsiniz.

Fotoğraflarımı, gezi notlarını ve bilgileri daha geniş bir halde sunmayı hedeflediğim kişisel web sayfama ise http://www.suleymanucar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

---------------------------------------------------------------------------
Yasal Not: Sitede yayınlanan tüm fotoğrafların hakları Süleyman Uçar'a aittir.
Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

15 Mayıs 2008 Perşembe

Fotoğraf hakkında bir iki alıntı ...

Fotoğraf; ışıkla yazmak demektir, kökü Yunanca bir kelimedir.Yani fotoğrafın en temelinde önce ışık vardır. (Alıntı)

Henri Cartier Bresson’a göre fotoğraf çekmekte belirleyici olan"hareket"tir. Bu; eylemin zirveye ulaştığı, tarihin yazıldığı veya fotoğrafı çekilen kişinin yüzündeki ifadenin açığa çıktığı andır.(Alıntı)

Bu tanıma göre, fotoğraf kimi zaman bir belgesel olacak, kimi zaman çocuğunuzun attığı ilk adım olacak, kimi zaman bir sinek kuşunun havada asılı kalarak avlandığı andaki bir görüntüsü olabilecektir.Ama durağan belgesel çekimler dışında , önemli bir ana tanıklık etmesi fotoğrafın en belirleyici unsurlarından biri olacaktır. Bunu sağlamanın yolu doğru zamanda-doğru yerde olmak olabileceği gibi, şanslı anlar da bu anın yakalanmasına yardımcı olabilecektir.

Son olarak, bir meşhur söz ile alıntıları bitiriyorum: Bir fotoğraf (resim) bin sözcüğe bedeldir.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kuşlarım

Bu bölümde kuş fotoğraflarımı sergileyeceğim.

Amacım ansiklopedik bilgisini vermek değil, bunun için çok daha geniş bilgilere internet'te çeşitli kaynaklardan ulaşabilirsiniz, ayrıca benim de üye olduğum www.trakus.org adresinden de bilgi edinebileceğiniz gibi, çok daha iyi örnekleri ile kuş fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.

Burada ben kendi çektiğim kuş fotoğraflarımı sergileyeceğim, becerebildiğim en iyi örneklerini koymaya çalışacağım sayfaya, becerebildiğim iyi çekimlerim yoksa kötü örnekleri de iyisini çekene kadar burada tutmaya devam edeceğim. İşte bunlar benim kuşlarım :)

(Not: İsimlendirme hataları olabilir, hatalarımı belirtirseniz düzeltirim, henüz yeni yeni öğreniyorum, bu nedenle türlerde yanlış belirleme yapmış olabilme ihtimaline karşılık, izleyenler varsa özür dilerim.)


*********************************************************

Ada Doğanı




Ak Balıkçıl (Büyük Ak Balıkçıl)





Ak Balıkçıl (Küçük Ak Balıkçıl)






















Akça Cılıbıt



Akdeniz Martısı






Akgerdanlı Ötleğen



Akkuyruksallayan







Alaca Balıkçıl






Alakarga





Arap Bülbülü






Arı Kuşu




















Atmaca





Bahri



Bataklık Çintesi




Bataklık Kırlangıcı



Benekli Sinekkapan



Bıyıklı Sumru






Boğmaklı Toygar





Boz Kuyrukkakan












Büyük Baştankara





Çalı Bülbülü





Çeltikçi






Ebabil









Erguvani Balıkçıl













Flamingo



Gece Balıkçılı












Gökardıç



Gri Balıkçıl






















Guguk



Gümüş Martı
















İbibik




İncirkuşu




İspinoz












Karaalınlı Örümcek Kuşu



Karabaşlı Çinte















Karabaş Martı








Karabatak























Kara Çaylak





Kara Leylek





Kara Tavuk





Kaşıkçı













Kerkenez



Kırlangıç









Kızılbacak



Kızılgerdan
















Kızılsırtlı Örümcek Kuşu















Kızıl Şahin










Kocabaş



Kuğu








Kukumav







Kuyrukkakan




















Kuzgun



Küçük Akbaba











Küçük Balaban



Küçük Halkalı Cılıbıt



Küçük Karga












Küçük Kerkenez


















Kumru



Küçük Kumru



Küçük Orman Kartalı







Küçük Kartal










Küçük Sumru



Leş Kargası






Leylek










Mahmuzlu Kız Kuşu









Pasbaş Patka





Pelikan













Sakarmeke















Saksağan











Sarı Çinte



Sarı Kuyruksallayan











Saz Delicesi
























Saz Kamışçını




Serçe















Sığırcık





Sıvacı



Söğüt Serçesi









Sumru




































Şahin

Tarla Çintesi








Tarla Kuşu



Taş Kuşu




Tepeli Toygar

















Uzunbacak









Uzunkuyruklu Baştankara



Üveyik



03 Mayıs 2008 Cumartesi

Mersin - 4.Bölüm

Mersin
40Haramiler ve MFD Buluşması
26-29 Ekim 2007

2nci gün akşam, yine MFD'de programımız var, bu defa ben, HDR konusunda bir anlatım ve sunum yapıyorum. Tarsus gezisinde çektiğimiz karelerden örnek uygulamalar da yaparak, sanırım faydalı bir çalışma ile günü tamamlıyoruz.

Gezimizin 3ncü gününde programın Cennet-Cehennem ve Astım Mağaraları ile Kız Kalesi olduğunu söylüyor bize gezi boyunca bulunmaz bir şekilde eşlik eden MFD'den dostlarımız ve yine sabah erkenden yola koyuluyoruz, mağaralara varmadan mükellef bir sabah kahvaltısı yapılıyor yol üzerindeki yayla gibi bir mekanda. Bir yandan da Akdeniz ayaklarımızın altında, tepemizde ise çiçekler, asmalar, üzüm salkımları.






Bir ara, bir Arap bülbülü farkediyorum yakınımda, kuşlar özel merakım ya, bir de ilk gün gelir gelmez yayla gezisinde peşine düşmüşüm ama yakalayamamışım bir pozunu, öyle olunca ben kahvaltıyı filan unutup Arap Bülbülü'nün peşinden koşturuyorum aşağıda ağaçların arasına, kahvaltıyı filan unutuyorum, zaten hala aklımda orada o kuşun peşindeyken kahvaltıyı sindire sindire yapamadığım :)
Ama kuşu da yine de doğru dürüst çekemiyorum, zaten ancak Mart 2008'de farkedeceğim gibi, 400mm lensi kalitesiz bir UV filtre yüzünden 5-6 ay hamal gibi boşuna taşımışım sadece, en elle tutulan çekimi bu aşağıdaki kare oluyor.



Kahvaltı sonrasında Cennet-Cehennem çöküklerine doğru yola çıkıyoruz. Cennet Çöküğü isminin aksine Cehennem çöküğünden çok daha fazla büyük , derin ve yorucu, zaten Cehennem çöküğüne inilmiyor , sadece yukarıdan seyredilebiliyor, bu nedenle çekimlerimin hemen çoğunu, hem fotoğraf olarak da daha güzel poz veren Cennet Çöküğü'nde gerçekleştiriyorum.

Cennet-Cehennem çökükleri ve Astım mağarası Silifke yakınlarında.

Fotoğraflarını aşağıda göreceğiniz Cennet çöküğü, bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır.

Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V.yy’da Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır.

Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

Biz mağaranın en ucuna kadar bu 452 basamaktan inip-çıktık, herhalde böyle bir yorgunluğu tarif edemem, yukarıya çıktığımızda soluk soluğayız, yukarıdaki alanda neyse ki dinlenme yerleri var, soğuk ayranları peşpeşe yuvarlıyoruz bu yorgunluk üzerine. Fotoğrafları ise hemen aşağıda izleyebilirsiniz.















Cennet mağarasından nefes nefese çıktıktan sonra, yukarıda bahsettiğim gibi, ancak bir kaç soğuk ayran ve sonrasında biraz çay içtikten sonra yeniden enerjimizi topluyoruz, çünkü birazdan başka bir mağaraya, bu kez astım mağarasına ineceğiz. İki mağaranın arası yaklaşık 300 metre, mola bittikten sonra oraya doğru yürüyoruz.

Astım Mağarası, Mersin Erdemli-Silifke hattı üzerinde, Cennet-Cehennem çöküklerinin 300 m güneybatısındadır. Yani aynı alanda bu üç yeri birden görebilmek mümkün. Mağaraya inebilmek için içine döner bir demir merdiven yerleştirilmiş, döne döne iniyorsunuz 75 basamak civarı, dokuya yakışmasa da pek başka bir yolu da yokmuş ki böyle bir çözüm bulunmuş belli. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galerilerde çeşitli sarkıt ve dikitler var, o demir dönen merdivenden inince görülen manzaralar gerçekten etkileyici. Mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanılıyor , her yerde bir şeye inanıldığı gibi. Nemli bir havası var , ortalama havasının %90 nemli olduğu söyleniyor.. Mitolojide de ejderha Typhoon'un mekanı olarak kabul edildiği söyleniyor. Yine halkımız, çalışıp kazanmak yerine olur olmaz yerde dilek tutup beleş beklenti içine girdiği gibi, buralarda da dilek tutarmış, o yüzden dilek mağarası da denilirmiş.

Astım mağarasının sarkıt ve dikitleri bana göre de fotoğraf için son derece güzeller, cennet mağarası büyüklüğünün ihtişamı ile etkilerken, astım mağarası ise estetiği ile etkiliyor. Ve işte bu mağaradan fotoğraflar da sıradakiler... İzleyelim...








Ve Cennet Mağarası ve Astım Mağarası'ndan birer kolaj denemesi.




Astım mağarasını da dolaştıktan sonra, elbet yine dinlenme molası. Benim tavsiyem gezi programınıza Mersin ve bu mağaraları alırsanız, önceden bol bol merdiven inin çıkın, antrenmanlı olun, yoksa çok zorlanabilirsiniz :)

Nitekim ekip de genel olarak epey yorulduğu için, tekrar mola ve sohbet faslı.







Dinlenme faslından sonraki durağımız ise Kız Kalesi.

Kız Kalesi

Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. km’sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, Islami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korykos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikator Silifke kentini kurduğunda, Korykos’u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur. Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir. Korykos 1448 yılında Karamanoğlu ibrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir.
Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü, haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

Korykos kıyı kalesinin 200 m açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kızkalesi denilmektedir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi’nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m dir. Kızkalesi ile kıyıdaki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştır. Karamanoğlu ibrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün Mersin turizminin sembolü haline gelmiştir. Turistlerin yoğun ilgisini çeken kaleye, kıyıdan balıkçı motorları ile geçilmektedir.(alıntı)

Bu tanıtımdan sonra başka şey söylemeye gerek var mı bilmem. Kız Kalesi , hele de gün batımında gerçekten güzellik üzerine güzellikler sunuyor fotoğraf meraklılarına, dalgaların melodisiyle bir güzellik karşınızda duran.

Fotoğrafladık elbet çeşit çeşit, poz poz, buyrun izleyin.











Gerçekten görülmeye değer, gezilmeye değer. Kız Kalesi çok ama çok fotojenik bir tarihi miras.

Gezimizin 3ncü günkü bölümünü de tamamladıktan sonra dinlenmeye çekildik. Aynı akşam Adnan bizi evinde misafir etti, orada da konu fotoğraftı, güzel bir sohbet muhabbet faslından sonra, ertesi gün artık son günümüzdü ve son gün Mersin'in içinde gezecektik. 1nci bölümde bahsettiğim balık pazarına da son gün uğradık, oradaki esnafı gerçekten olumsuz buldum. İnsan yabancılara bari belli bir nezaket içinde davranır. Onların adına üzüldüm ama bu konuyu her yerde de anlatmaya karar verdim. Dediğim gibi, Mersin'de gezecekseniz balık pazarına uğramayın, özellikle de yanınızda hanım misafirler ya da arkadaşlarınız varsa.

Son gün sabah, Mersin'de sahil şeridi boyunca yürüyüşler yaptık, sahilde bir çay bahçesinde çay içtik, sohbet ettik, yine sahildeki lunaparkı bir süre gezdik, Mersin çarşılarında dolaştık, 29 Ekim günü olduğu için tören dönüşü çarşı izninde olan askerlere ve bahriyelilere rastladık. Çocuklar ellerine Türk Bayrağı motifli balonlarla sevinç içinde geziyorlardı.

Son olarak, bir hoşgörü sembolü olan karma kabristana gittik. Burada müslüman, hristiyan ve musevilere ait mezarlar, aynı kabristan içinde, koyun koyuna, kucak kucağa idi, sanırım tüm dünyanın örnek alması gereken bir görüntü. Son derece etkileyici idi bana göre.

Aşağıdaki fotoğraflar artık dönüş yoluna girmeden önce, Mersin'de geçirdiğimiz son günün fotoğrafları.

Dolaşırken karşımıza çıkan bir Yusufçuk, makro lensimiz o anda hemen takılamasa da, görüntüyü yine de kaçırmak istemedim.



Liman'dan görüntüler...





29 Ekim törenlerinden sonra çarşı izninde sahilde gezen bahriyeliler ...



Ve son gün yine her zamanki gibi MFD'li fotoğraf dostlarımızla birlikte idik. Mersin'li misafirperver dostlarımız ...











Mersin'de son gün gezerken gözümüze çarpan son karelerden ...






Ve son olarak hoşgörünün en güzel tablosu. Üç dinin mensupları aynı kabristanda yanyana...



Nihayet yaklaşık 4 gün süren gezimiz sonunda, arkamızda şükranla anacağımız yepyeni dostlar bırakıyoruz, bir daha görmek ve gitmek ümidi içimizde olarak.

Girerken söylediğim gibi, bizim Anadolu'muzdan halen öğrenecek çok şeylerimiz var. Onlar güzel insanlardı, bizleri çok güzel ağırladılar, biz de ülkemizin bu güzel coğrafyasında, fotoğraf ve dostlukla dolu çok güzel 4 gün geçirdik.

Herkese tekrar teşekkür ederim.

Mersin - 3.Bölüm

Mersin
40Haramiler ve MFD Buluşması
26-29 Ekim 2007

Tarsus Amerikan Koleji binasını fotoğrafladıktan sonra, yine yaya olarak okula yakın bir bölgede olan Tarsus St.Paulus Anıt Müzesi'ne geçtik. Burası aslında bir kilise, müze olarak restore edilmiş. Önceki bölümde de belirttiğim gibi St.Paulus adına Tarsus'ta bir çok mekan var. St.Paulus kimmiş peki? Hem St.Paulus hem de sözkonusu bu müze/kilise ile ilgili internet'te yaptığım araştırma ile alıntıladığım bölüm şöyle:

St. Paulus M.S.1. yüzyılın ilk çeyreğinde Tarsus'da doğmuş ve ilk eğitimini Tarsus'ta tamamlamış, fikir ve düşüncelerini gitmiş olduğu Kudüs'te geliştirmiştir. Kudüs'te Hıristiyanlığı kabul ederek, hayatı boyunca Roma İmparatorluk topraklarının büyük bölümünü dolaşarak, Hıristiyanlığın yayılmasına hizmet eden, fikir ve düşünceleriyle sevilen ve saygı duyulan bir bilim adamıdır. Hıristiyanlık dünyasında Kiliselerin kurucusu olarak bilinmekte olup, ölümünden sonra M.S. 5-6 yıllarından itibaren St. Paulus adına birçok kilise yapılmıştır. St. Paulus adına yapılan kiliselerden en eskisi Tarsus'ta bugün kendi adı ile anılan St. Paulus Kilisesi'dir.

St. Paulus Kilisesi 460 m2 alan üzerinde inşa edilmiş olup, kilise çevresi taş duvarlarla çevrilidir. Kilise bahçesine kuzeyden, anıtsal kapıdan girilmektedir. Anıtsal kapı iki kanatlı demirden yapılmış ve üzeri muhtelif motiflerle süslenmiştir. Bahçe giriş kapısının sağ kısmında kuyu bulunmaktadır. Ayrıca kuyunun batısında bahçeye açılan küçük tali kapı mevcuttur. Kilisenin ön sundurma bölümü ile bahçe bölümünün zeminleri kireçtaşı döşeme ile kaplanmıştır. Doğu-batı doğrultusunda alçak iki teras şeklindedir. Kilise genel olarak dikdörtgen plana sahip olup, batıda dört sütunun taşıdığı tonozlu bir sundurma yer almaktadır. Kilisenin iç mekanına buradan iki kanatlı ve üzeri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Giriş kapısının sağ ve solunda yarım plaster sütunların ekseni doğrultusunda iki sıra halinde dört serbest sütunla kilisenin ortan sahanı ve nefi ayrılmaktadır. Orta nefin genişliği 12.60 m olup üzeri tonozludur. Tonozun merkezine rastlayan bölümde ortada Hz. İsa, doğuda havarilerden Yohanes ve Mattios, batıda Marcos ve Lucas yer almaktadır. Yan neflerin üzeri orta nefte olduğu gibi tonozludur. Süsleme motifi bulunmamaktadır. Orta nefin doğudaki üst bölümünde ve apsisin iç mekanına açılan pencerenin her iki yanında manzara ve melek resimleri görülmektedir. Orta nefin doğusunda 5.80x4.55 m genişliğindeki apsisin her iki yanında bir dairenin çeyreği biçiminde sapeller yeralır. Batıda iç mekana giriş sağlayan kapının üzerinde ortan nefe açılan ve iki sütunun taşıdığı ahşap asma kat bulunmaktadır. Ahşaptan yapılan bu katın orta nefe bakan korkuluk cephesinde manzara resimleri yer almaktadır. Asma kata kilisenin dışındaki taş merdivenle çıkılmaktadır. Ayrıca kilisenin kuzeydoğusunda çan kulesi vardır.

Kilisenin kesin olarak yapılmış olduğu tarih bilinmemekle beraber, M.S. 12. yüzyıldan itibaren onarım gördüğü tespit edilmiştir. 1923 yılında terk edilen kilise uzun zaman boş olarak kalmıştır. 1994-1996 yıllarında St. Paulus Anıt Müzesi olarak hizmete açılmış olan bina, 1997 yılında Kültür Bakanlığınca onarım projesi hazırlanarak onarıma alınmıştır. Ayrıca çevre düzenleme projesi kapsamında kilise çevresinde yer alan 8 adet parsel üzerindeki taşınmazlar ile birlikte kamulaştırma çalışmaları başlatılmıştır. 2000-2001 yılı içerisinde binanın restorasyonu tamamlanmıştır. Paralel çalışmalar sürdürülerek bina müştemilatı içerisinde iki katlı kafeterya binası, üç katlı hizmet binası, iki adet otopark ve küçük Açıkhava müzesi ile birlikte bina çevresinde geniş bir yeşil alan oluşturulmuştur. Bu çalışmaların yanında bina bahçesine bitişik olan tarih çırçır fabrika binasının onarım ve restorasyon projesi hazırlanarak, bu büyük binanın da Kültür Bakanlığınca en kısa zamanda hizmete açılması beklenmektedir. (alıntı: merfest.org)

Müze dışında ve içinde çektiğim bazı fotoğrafları aşağıda görebilirsiniz.








Müze gezmemizi bitirince, müzenin bahçesinde semaverde demlenmiş çaylarla yorgunluk gidermek ise çok keyifliydi.



Çaylarımızı içtikten sonra, tekrar minibüslere binip, Tarsus Barajı ve mesire alanına doğru hareket ettik.

İlçe topraklarını Tarsus Çayı ve Seyhan Nehri’nin topladığı akarsular sulamaktadır. Tarsus Çayı üzerinde Berdan Barajı, bu akarsuyun kollarından Kadıncık Deresi üzerine de Kadıncık I. ve Kadıncık II. Hidtroelektrik santralleri kurulmuştur. İlçe topraklarında Berdan Baraj Gölü bulunmaktadır. Berdan Baraj gölü; Tarsus’un kuzeyinde bulunan ovadaki bahçeleri tarım arazilerinin, Tarsus ve Mersin’in içme suyunu karşılayan, yazın sıcak aylarda ise bölge halkı tarafından mesire alanı olarak kullanılır. (alıntı:www.saintpaultarsus.com)

Burada MFD ve 40Haramiler olarak topluca fotoğraf çektik. Baraj ve mesire alanından görüntüler aldık. Aşağıda izleyebilirsiniz.













Baraj ve mesire alanı gezmesi bitince, yine yakınında yöredeki söylenişi ile Şellale'ye doğru yöneldik, orada da fotoğraf için yine çok güzel olan doğanın bir parçası olduk ve elbet yine makinalarımızı çalıştırdık. Buyrun Tarsus Şellale'den fotoğraflara...











Tarsus da öyle gezmekle bitecek gibi değil elbette, ama biz programdaki bir gün içinde olabildiğince çok yer görmeye çalışıyoruz. Şellale'den sonra bu defa, Tarsus'un harika mimari yapıları arasında yeni bir çay ve dinlenme molası için ara sokaklara dalıyoruz, arada St.Paulus Kuyusu'na uğruyoruz, sonra bozulmamış doku arasından yine bir eski bina içindeki cafe tarzı düzenlenmiş mekanda çaylarımızı içip keklerimizi yiyoruz. Bu arada sokağa girmeden, seyyar satıcıda içtiğimiz şalgama değinmeden geçmemek lazım, ki benim şu ana kadar içtiğim en lezzetli şalgam desem yeridir ve de doğrudur.

Kuyunun tarihçesi de şöyle:

Tarsus İlçe Merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St.Paulus'un Hristyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıtıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan hristyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.
Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlakları yapılmakta olan kuyunun çapı 1.15 m dir. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimindedir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz- kış hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen hristyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanısıra yapılan kazı çalışmalarında St.Paulus'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır.(alıntı: mersin.web.tr)

Kuyudan ve aynı yol üzerindeki tarihi taş binalardan ve Tarsus sokaklarından bir kaç fotoğrafı aşağıda izleyebilirsiniz.






Ve çay sefasında yine ekipten bazı kareler ...















Ve Tarsus'tan ayrılıp, akşam yemeğine İçel Sanat Kulübü'ne geçiyoruz. Çok güzel bir ortam, çardak altı gibi düzenlenmiş sanki bahçe, sokakta 29 Ekim etkinlikleri için hazırlıklar ve güzel, nezih bir kalabalık var. Akşam yemeğinden yine 2 fotoğraf altta.




(Devam edecek ...)

Mersin - 2.Bölüm

Mersin
40Haramiler ve MFD Buluşması
26-29 Ekim 2007

Otele eşyalarımızı atar atmaz, birlikte yola çıktığımız Cem, ben ve Hulki hemen Mersin Yaylaları'nın yolunu tuttuk. Alibaba ve eşi ile daha sonra buluşacağımız için, bizim ilk amacımız yaylalarda gün batımına yetişmekti, manzara çekmeyi seviyorum ne de olsa, biz öyle istedik, Hulki bizi yaylalara çıkardı, Arslanköy ve Gözne istikametinde yaylalarda uzun bir gezi yaptık ve orada bazı çekimler yaptık. HDR çekimler için gözüme kestirdim manzarayı ve buna uygun çekimler de yaptım. Bu andan itibaren Mersin'de adım adım çektiğim fotoğrafları gezimiz programı sırasında göreceksiniz, ilk kare, bu gezi için hazırladığım bir sunumun giriş karesidir ve elbette yine orada yaptığım çekimlerden oluşan bir karedir. Bundan başka yukarıda bahsettiğim yaylalardan bir kaç fotoğrafı yine aşağıda görebilirsiniz.








Bu iki ufaklık da, aynı yayla köyleri yolunda, küçük bir çay molası verdiğimiz yerdeki sevimli ufaklıklar.



Yaylalardan döndükten sonra, akşam programı için, MFD merkezi'nde Ali Baba (Muammer Yanmaz)'ın sunumuna uc uca yetiştik. Muammer Hoca, fotoğraf macerasını anlattı başlangıçtan günümüze, topluluğu avucu içine alan bir sunumdu, uzun sürdü ama izleyiciler merakla ve heyecanla izledi.

Sunum bitimi sonrası sohbet bölümünden bir fotoğraf



Sonrasında MFD yönetimi ve MFD üyelerinin davetiyle akşam yemeğine gittik, mekan Orkide idi, çok güzel bir akşam ya da daha doğrusu akşam sonrası yemeği ve güzel sohbetler oldu.
Konuşulanlar elbette fotoğraf üzerine konular, projeler, başka ne olabilirdi ki?

Yemekten bir kaç kare.







Sonrasında Sahil Martı Otel'de geceyi geçirmek üzere otelimize döndük, ilk gün saat 15.00 civarında yaylalara çıkmakla başlayan program, ertesi sabah Tarsus'a yapılacak yolculukla devam edecekti.

Tarsus

Sabah ilk iş, MFD'nin hazırladığı araçlarla , toplu olarak Tarsus'a doğru yola çıktık, saat 09.30 sıralarında Tarsus'a varıp, meydandaki ağaçların altında, çok güzel bir havada, bol çaylı ve sohbetli uzun bir dinlenme yaptık. Tabii ki, insan manzalarını sevenler için meydanda bol bol insan manzarası çekme imkanı vardı, benim fazla ilgi duyduğum bir alan olmadığından ve tanımadığım insanları çekmekle ilgili fazla alışkanlığım olmadığından, ben de bizim ekibi, yani gerek 40Haramileri, gerekse MFD üyesi arkadaşları fotoğrafladım bol bol.






2 saatlik meydan sohbeti ve fotoğraf çalışmalarından sonra Tarsus Amerikan Koleji'ne doğru yola koyulduk, yolda yürürken de çeşitli mekanlarda yine insan manzaraları fotoğraflandı, tabii ki ben genelde izleyici olarak dolaştım bu bölümlerde, arada yine ekipten arkadaşları fotoğraflayarak :)









Koleje yürüdüğümüz yol boyunca, genelde her yerde karşımıza sıkça çıkan Tarsus'un hemen hemen bozulmamış güzel dokusuna ait mimari örneklerini gözledik, zaman zaman fotoğrafladık.







Ve sonrasında Tarsus Amerikan Koleji'nin binasına ulaştık.

Tarsus Amerikan Koleji, 1888 yılında kurulmuş bir okul. Okula ilişkin bilgileri aşağıda alıntıladım.

Okul Türkiye'de kurulmuş ilk Hristiyan misyoner okullarından biridir. Başlangıçta adı Hristiyan din büyüklerinden Aziz Paul'ün adına St. Paul's Institute at Tarsus olan okul sonraları günümüzdeki adını almıştır. Zaman içinde misyonerliği kaybolan okul, 1928 yılında lise unvanını almış ve Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı harici tüm dini eğitimi bırakmıştır.

Tarsus'ta St.Paul ile ilgili bir çok tarihi eser mevcut , biz de bir kısmını fotoğrafladık gezimizde. Kolej binası ve kolejin olduğu sokağa ait fotoğraflar aşağıda.





(Devam edecek...)

Mersin - 1.Bölüm

Mersin
40Haramiler ve MFD Buluşması
26-29 Ekim 2007

Merhaba Arkadaşlar,

40Haramiler Fotoğraf Grubu olarak, MFD (Mersin Fotoğraf Derneği)'nin davet ve misafirperverliğinde 26-29 Ekim 2007 tarihleri arasında Mersin’e bir gezi gerçekleştirdik. Mersin başlığı altında bu gezi ile ilgili foto-izlenimleri bulacaksınız.

En başta MFD ya da İFAD yani Mersin/İçel Fotoğraf Amatörleri Derneği’nin (http://wwww.mfd.org.tr) , sonra geziyi organize eden hem MFD hem 40Haramiler üyesi Adnan Sarı olmak üzere, olağanüstü konukseverlik ve dostluğu için, kendi adıma , buradan, tekrar, tüm İFAD/MFD üyesi arkadaşlara, gezimiz süresince bizimle yakından ilgilenen, ilgilenmek az kalır, her an bizimle olup, nerede ise her işi gücü bırakıp tüm hafta sonu bize eşlik eden, yönetiminden başlayarak diğer dernek üyeleri, tüm o sıcak insanlara tekrar teşekkür ederim.

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar olarak bizlerin, Anadolu insanının kaybolmayan sıcaklığından, konukseverliğinden , dostlukseverliğinden öğreneceğimiz çok şeyimiz var.

Mersin’e gidin, çok şey var görülecek, bizim gördüklerimizden elimiz yettiğince sıralayabileceğimiz neler var mesela derseniz;

Mesela, Cennet-Cehennem mağaraları, mesela Kız Kalesinin enfes fotoğrafik sahilini, mesela Astım Mağarasını, mesela, yayla gezmesini, mesela Mersin’de enfes lezzette sunulan, tantuni, künefe, şiş ciğer, cezerye, kerebiç, bandırma, sıkma, cennet yolunda kuş sütü eksik kahvaltı, Tarsus’un çok güzel tarihi dokusu ve yöreye özgü insanlarını, meydan kahvesinde çay içmeyi, Tarsus Amerikan Kolejinin enfes mimarisini, St.Paul Kilisesini , yine Tarsus’ta harika eski doku içinde tarihi evler arasında yorgunluk çayı içmeyi, Mersin’de her üç kitabi dine mensup insanların (Müslümanlık-Hristiyanlık ve Musevilik) aynı kabristan içinde bir arada olan ve son derece bakımlı olan kabristanı, vs vs vs vs aklıma gelen gelmeyen her şeyi, ama tekraren özellikle de bizi konuk eden o insanların sıcaklığını gördük.

Bütün gezi boyunca, dolu dolu geçen gezide tek olumsuzluk Mersin Balık Pazarı esnafının saygısız ve bize çirkin gelen garip davranışları oldu. Benim kanım o pazarın yörenin belediyesi tarafından denetlenmesi ve etrafa rahatsızlık veren tutumda olan bu esnafın aklını başına almasıdır, tavsiyem giderseniz oralara, balık pazarına uğramayın.

Bu yazı boyunca, İstanbul'dan uçakla hareketten başlayıp, Mersin'deki gezi programımız sırasına göre, tüm gezimizden foto-izlenimler sunacağım.

- İstanbul'dan Mersin'e gökyüzünden izlenimler



İstanbul'dan kalkışımızda, uçağın rotası bize güzel bir sürpriz yaptı, sanki madem siz Mersin'e fotoğraf çekmeye gidiyorsunuz, o halde buyrun İstanbul'dan başlayın der gibiydi, sonbaharın güzel bir sabahında, sislerle karışık gökyüzünde bir İstanbul turu attık sanki, her zamanki gibi cam kenarında makinamla hazır olduğumdan, görebildiğim görüntüleri kaçırmamaya çalıştım, o görüntülerden bir demet görüyorsunuz hemen aşağıda...



























Böylece fotoğraf çekerek devam eden ve yaklaşık 1 saat süren bir uçak yolculuğundan sonra Mersin üzerinden alçalarak Adana Hava Limanı'na indik. Orada bizi MFD'den karşıladılar, Hulki dostumuz ile birlikte Mersin'e geçiverdik hemen karayolu ile ve hemen programa başladık.

(devam edecek...)